blog

Dünya yıkılmış, 
Memleket batmış,
Bir işler dönüyor,
Haberim yokmuş gibi yapsam daha iyi.
Nereye baksam puslu,
Gözlerim mi kurumuş, kaşınıyorlar.
Uzaklardan,
Bazen bir akordeon sesi duyuyorum.
Hafif bir neşe var.
Biraz ona kapılıyorum.
Oysa ne yediğimin, ne içtiğimin pek tadı yok.
Sonra sokakların arasına dalıyorum.
Evlerin pencerelerinde ışıklar,
Hepsi birbirine ne kadar yakın,
Yine de kimse kimseye tanıdık değil.
Benim bir beklentim yok.
Belki akordeonu çalanı bulsam,
O yeter.
Hadi neyse, en azından biraz umut var.
Hep iki nokta vardı
Yakın, uzak
“Hiç kimse” seçemedi
Gökten üstümüze dolu yağdı
İzledik
Sandık ki en büyük acı bizim
Başladı bütün felaketler
Ceza
Kıyamet.

“Her kimse”
Yakın olanın üstünde durdu
Uzak bildiğin gibi değil
Çok uzak
Parmak uçları üstünde yükseldi
Görmek mümkün değil
Seslensem dedi
Sesi çıkmadı
Sesi fısıltı
İsteksiz
Korkak.

İki nokta
İyi, kötü
Beyaz, siyah
Arası yollar uzun
Gidip gelinmez
Yollar yangın yeri
Yollar fırtına
Yürünecek gibi değil
O yollarda gezinir
Kol gezer
Ölüm.

“O kimse”
Durduğu bir nokta
Tek adım ötesi yok
Kıpırdaması imkansız
Ayakları mıhlanmış
Uzakları dinler
Kulakları hep açık
Ah sesleri duyar
Heleki gece çöktüğünde
Çok ah vardı çok
Ah…
Hep gece olurdu
Yıkım.

Ne yakın, ne uzak
Yavaş yavaş anlıyor
Derinden yaran bir kopuş ile
Bir acı sızlıyor
Kan yok
İçinde sadece bir ses
“Başka kimse” yok diyor
Teslim oluyor mecbur
Yakın, uzak aynı
Hep,
Yalnızlık.

It has been 8 years without listening “M” because I have refused to hear his voice since then. Today, I suddenly felt myself ready to listen again. I picked “the song” which was the most traumatic choice so the worst start for me. I guess I really wanted to face how listening that song made me feel after all those years. However, It was not as bad as I feared. What came to my mind was not my young years instead I discovered different meanings within the song. I felt neither sad nor angry. I just better understood underlying messages of the lyrics. The melody didn’t sound special like it used to. I was relieved at that moment. Then, I continued with other songs I love. It was not easy to get over all of them and their memories at one day. At least, I took a step. The only bad result of this attempt was that it triggered my desire for listening other artists’ songs I avoided listening to. Those unfortunately hurt my deep wounds. It is going to be huge challenge for myself. I have to be ready for that.

İnsanlar benliğini, anılarını, kalbinin en derinlerinde hissettiklerini, söz verdiklerini unutuyor. Unutmak, fırsat bulduğunda yakaladığı her hücreyi istila ediyor. Sen sakın o istilaya kapılıp, unutanlardan olma. Sevgi ile geçirdiğin zamanların eşsizliğine sahip çık ve kaybolup gitmelerine izin verme. Biliyorsun hayatta olan her şeyin sebepleri ve sonuçları var. Sürprizler hep olacak, şaşırmanın güzelliğini yitirme. Beklemediğin halde karşına çıkan her iyi gibi her kötüye de aynı kabulleniş ile sarıl. Kızma. Küsme. Dinle. Anla. Aldığın her nefesin, yıldız tozlarını taşıyan milyarlarca hücrenin anlaşılması güç harmonisi sayesinde mümkün olduğunu ara sıra kendine hatırlat. Bu dünya üzerinde, bu dünya ile birlikte var olabilmek için milyarlarca yıllık zorlu bir yolu aşabilecek kadar şanslı olduğunu düşünmekten vazgeçme. İnan, inandıklarına her gün yeniden inan. Yazdıklarına inan. Söylediklerine inan. Yaptıklarına inan. Her eylemine ve kendine tüm gücün ile inan. Tek başına olmaktan korkma. Güçlü ol. Pencerenden hep gökyüzüne bak. Sokakta gökyüzüne bak. Fırsat buldukça sırtını yere ver, yine gökyüzüne bak. Aydınlık olduğunda, karanlık olduğunda, güneşli, yağmurlu, karlı ya da bulutlu olduğunda seninle aynı gökyüzü altında milyarlarca insan yaşadığını düşün. Evet, aralarında küçücük olsan da, şunu bil ki aynı zamanda bir tanesin, teksin, başka bir sen daha olmadı, olmayacak. Gözlerini kapat, karanlığında sonsuzu hisset. Sonsuz ol. Hiçbir şeyden pişman olma. Asla deme. Zamanı kontrol etmeye, akışın tersine gitmeye çalışma ve kendini bırak, teslim ol. Düşünme, yap. Şikayet etme, değiştir. Hızlı ol, geride kalma. Sevdiklerin ile otur, sohbet et, gözlerinin içine bak, bir kahve iç, ruhlarına dokun, birlikte bulmaca çöz, ne yapıyorlarsa yanlarında ol, birlikte yap, gül, ağla, kavga et, barış, sev, çok sev.

Zihniniz düşüncelerle dolu kısır bir sarmalın içinde dolanırken, beklemediğiniz bir anda, bir sahnede kendinizi görüp irkilebilirsiniz. Bu küçük bir mucizedir.

Zifiri karanlık bir odaya benzeyen, içinde düşüncelerin uçuştuğu, her neye çarpsanız tutmak istediğiniz, fakat sersem gibi dolandığınız bir sarmal, kendi yarattığınız bir sanrıdan ibarettir.

Dönüp durdukça savurur, sürekli tekrar edildiğinde anlamını yitiren kelimelere benzer, zamanla içine nasıl girdiğinizi unutursunuz.

Uyku ile uyanıklık arasında yakalandığınız bir karabasandan farksızdır. Bir güç, ruhun etrafına çarşaf gibi dolanır, boğar, hareket etmesine engel olur. Asıl yaşadığınız gerçeklikten istemsizce uzaklaşırsınız.

Gerçeğe dönebildiğiniz an, sadece bir an, bir şimşek çakması ile belirir. Sarsıcı bir uyanış. Tek bir an. Etrafınız o an için aydınlanır. Gözlerinizi kamaştıran aydınlık ile şaşkınlık, şaşkınlık ile heyecan, heyecan ile mutluluk o bir anda gelir.

Işık bir salise bile sürse, karanlık bir odada olmadığınızı anlamaya yeter. Kendinizi bir fotoğrafta, daha önce hiç farketmediğiniz insanlar, hayatlar, olasılıklar arasında görebilirsiniz. Zihniniz anlaşılır bir ses ile konuşur. “Dur, kal, nasıl olur, sönmesin ışık, nasıl oldu, bul, bul bir yol var işte, ah.”

Sonra karanlık yine çöker. Tabii eskisi gibi zifiri değil. Nihayet bir fotoğraf yakaladınız. İlk defa bir yöne gitmek mümkün. Artık biliyorsunuz ki başka, gerçek bir dünya var. Bu dünyada bir yol bulmak zorundasınız. Ya o fotoğraf ile karanlıkta ilerlemeyi öğreneceksiniz ya da sonsuza dek aydınlanmayı mümkün kılacaksınız.

Bir gece durmuşum hatırlayabildiğim ilk ve en güzel anı bulmaya çalışıyorum. O öyle zor gecelerden biri, fakat en zoru değil. Nasıl atlattığıma aklımın ermediği ve sayısını kaçırdığım pek çok sıkıntılı geceden sonra en zorunun hangisi olduğunu söylemem de ayrıca mümkün değil. Hepsi geçti gitti. Bu gece ise hepsinden farklı ve zor. Hayatla mematın arasında ilk defa bu kadar acı bir şekilde sıkışıp kalıyorum. Bir yanım ölüm bir yanım hayat. Kalbimin sesi yetmiyor, ihtiyacım olan gücü nasıl bulacağımı düşünmekten uyuyamıyorum. Bu geceyi atlatsam bile, sabaha yeni mücadelelere hazır olmalıyım.

Geçmişte tereddütsüz ve hesapsız yaşanan her anın eşsiz ve gerçek olduğuna dair bir çok işaret buluyorum. Benim gizli hazinem, bana yol gösteren, kapanan kapıları ben arkamda bırakırken, önüme yenilerini açan güç, olması gereken her ne ise onu oldurmuş. Dur ya da yürü, konuş ya da sus, yap ya da yapma demeden işaretleri farkettiğimde beni usulca bir seçime yönlendirmiş. Bu gece ise işaretleri bulmakta zorlanıyorum. Ölüm her an gelebilirmiş ya da gelmeden önce çok fena süründürebilirmiş gibi ağır bir hava var. Bir yandan da hayat diyor ki: diren, vazgeçme(!) kararlı ol ve ne gerekiyorsa yap.

Bu gece zor, sabah daha zor, ondan sonraki günler ve geceler daha da zor olacak. Bundan sonra ölüm hep daha yakın bir ihtimal olacak. Küçük bir ışık için bile olsa, neden dememek için direnmek istiyorum. Bir yandan yitip gitmekte olan bir varoluşun, bir yenisine hayat vermeye yetebileceğine inanmak istiyorum. Gerçekten yapmak isteyip istemediğimi bana soran bir sınav ise bu, tabii ki tesadüf değil, bir sebep olmalı, yoksa neden bu kadar zor olsun ki. Nihayetinde ben bu sınava girmeden kapısından dönmek istemiyorum.