Zihniniz düşüncelerle dolu kısır bir sarmalın içinde dolanırken, beklemediğiniz bir anda, bir sahnede kendinizi görüp irkilebilirsiniz. Bu küçük bir mucizedir.
Zifiri karanlık bir odaya benzeyen, içinde düşüncelerin uçuştuğu, her neye çarpsanız tutmak istediğiniz, fakat sersem gibi dolandığınız bir sarmal, kendi yarattığınız bir sanrıdan ibarettir.
Dönüp durdukça savurur, sürekli tekrar edildiğinde anlamını yitiren kelimelere benzer, zamanla içine nasıl girdiğinizi unutursunuz.
Uyku ile uyanıklık arasında yakalandığınız bir karabasandan farksızdır. Bir güç, ruhun etrafına çarşaf gibi dolanır, boğar, hareket etmesine engel olur. Asıl yaşadığınız gerçeklikten istemsizce uzaklaşırsınız.
Gerçeğe dönebildiğiniz an, sadece bir an, bir şimşek çakması ile belirir. Sarsıcı bir uyanış. Tek bir an. Etrafınız o an için aydınlanır. Gözlerinizi kamaştıran aydınlık ile şaşkınlık, şaşkınlık ile heyecan, heyecan ile mutluluk o bir anda gelir.
Işık bir salise bile sürse, karanlık bir odada olmadığınızı anlamaya yeter. Kendinizi bir fotoğrafta, daha önce hiç farketmediğiniz insanlar, hayatlar, olasılıklar arasında görebilirsiniz. Zihniniz anlaşılır bir ses ile konuşur. “Dur, kal, nasıl olur, sönmesin ışık, nasıl oldu, bul, bul bir yol var işte, ah.”
Sonra karanlık yine çöker. Tabii eskisi gibi zifiri değil. Nihayet bir fotoğraf yakaladınız. İlk defa bir yöne gitmek mümkün. Artık biliyorsunuz ki başka, gerçek bir dünya var. Bu dünyada bir yol bulmak zorundasınız. Ya o fotoğraf ile karanlıkta ilerlemeyi öğreneceksiniz ya da sonsuza dek aydınlanmayı mümkün kılacaksınız.